Beşiktaşlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaşlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şifomuzu Kaybettik



Daha dün gibiydi, Eskişehir maçı için Antalya'dan gelip, Ümraniye'de futbolcularla tanışması... İbrahim Toraman abisiyle Şeref Bey'in çimlerine basması...Bizim gibi tribünden tek aşkı için haykırması...

Bugün ise, vefat ettiğinin haberini aldık. Başımız sağolsun, mekanı cennet olsun Şifo Mehmetimizin...

Aklında Bir Tek Beşiktaş



Geçen hafta hemen hemen hepimiz, Antalya'lı 'Şifo' Mehmet kardeşimizle ilgili haberleri görmüşüzdür. Kardeşimiz 11 yaşında ve 300.000 kişiden birinde görülen SSPE hastası. Hastalığı süresince Beşiktaş dışında -babasının ismi dahil- hiçbir şeyi hatırlamıyor. Bilindiği kadarıyla da bu hastalığın bir tedavisi yok maalesef. Kardeşimizin tek isteği ise Beşiktaş İnönü Stadı'nda, taraftarla beraber bir maç izlemekti.

Haberin medyaya yansıması üzerine, Antalyadaki Beşiktaşlılar, Şifo'yu ziyaret ederek ona moral vermeye, ailesine de destek olmaya gittiler. Bu yaptıklarından dolayı teşekkürü onlara borç biliriz.

Daha sonra ise yönetim, Şifo Mehmet'i maça getirmek için ailesi ve doktorlarından gerekli izinleri almak için kolları sıvadı.Bu sabahta kardeşimiz babası ve ağabeyi ile İstanbul' a geldi. Bugün Ümraniye'ye giderek futbolcularla tanışacak olan Mehmet, yarın ise Beşiktaş taraftarıyla "Saldır Beşiktaş'ım" diye bağaracak .





Elazığ'daki deprem sonrası, deprem bölgesine giderek yardım eden ve okul yaptırma sözü veren yönetim, bu konuda da duyarsız kalmadığınız ve Mehmet kardeşimize maç izleme şansı verdiğiniz için teşekkürler...

Allah acil şifalar versin kardeşimize. Beşiktaşkına kavuşmak biraz olsun moral olsun Mehmet'e ve hastalığını atlatmasına -bir umut- yardımcı olsun.



YAZIKLAR OLSUN!





Koyu bir Beşiktaş taraftarı olarak oğlunuzun Beşiktaş Kulübü'nün başında bulunması sizin için ne ifade ediyor?

Ben, genç bir milli futbolcuyum ve 1956-57 senelerinde Beşiktaş'ta ve Emniyet'te profesyonel olarak futbol oynadım. Sonra ordu karmasına girdim. İş hayatına girince bırakmak zorunda kaldım. Sporla iş hayatı kolay yürümüyor. Oğlum da koyu Beşiktaşlı. Zevkini tatmin ediyor. Bana danışınca memnun oluyorum, danışmadığında da söyleyecek bir şeyim olmaz tabii ki.


Gidin başka yerde tatmin edin kendinizi sayın Demirörenler! Bu lafı "ben koyu Beşiktaşlıyım" diyen bir insan nasıl ağzından çıkarıyor hayret ediyorum.

Biri bana Beşiktaşlılığı öğretsin lütfen!


Kaynak

Çocuklar inanın, inanın çocuklar!




Geçen sezon:

Rakiplerinden biri Avrupa şampiyonu hoca ve golcü torununu almış. (Aragones-Guiza) Biri kariyerinde düşüş yaşamış ancak potansiyeli kuvvetli adamları almış. (Baros-Kewell) Daha neler yapmışlar neler... Şampiyon kim olmuş? Beşiktaş!

Bu her zaman yaşanan türden bir olay değil ancak bir daha olmaz mı sanıyoruz? Geçen sezon krizi yönetemeyen A. Polat bu sene bir kriz yaşarsa ne yapar? Bu ülke ne teknik direktörler gördü burada başarısız olup da Dünya'da nam salmış. (FB'nin eski hocalarını bir araştıralım)

Hepsini geçtim; Beşiktaş'ın kadrosunu öyle bir kötülüyorlar ki, sanki küme düşecek takım. Nihat bitmiş, Ferrari=zapo; köpekler havlasın bol bol...

Beşiktaş'ın sahadaki tedavisi tamam. Teşhis konulmuş, orta sahaya adam. Bu zamana kadar alınmaması hata. 4 gün sonra transfer sezonu kapanınca konuşuruz onu. Halledilmeyecek gibi değil.

Beşiktaş'ın saha dışında tedaviye ihtiyacı var. Bol bol inanç takviye etmek gerekiyor. Diğer takımları bilmem ancak Beşiktaş şampiyon olursa taraftarıyla şampiyon olur; şimdiye kadar öyleydi. Kimseye Beşiktaşlılık öğretemem; haddim değil. Ama inanmak lazım, inanacağız! Çevremdeki insanlar şaşırıyor bana. "Beşiktaş nah şampiyon olur, 10 sene sonra artık, eh eh ehe" diye gülüyorlar. Geçen sezon da aynı muhabbetler dönmedi mi? hepsini geçtim:

Şampiyon olamadık mı? Olsun, aşk tazelemiş oluruz!

Sadece sahadakilere değil; tribündekilere & ekran başındakilere sesleniyorum:

Çocuklar inanın, inanın çocuklar!

Beşiktaş... Bir Vazgeçiş, Biraz da Acı Çekmek...



Görsel: Kartal Bafiler'den.


Gece gece nereden aklıma geldi bilmiyorum.

"Beşiktaş bir vazgeçiştir"...

Forza'da bir yerde okumuştum. Gerçekten vazgeçiştir ya Beşiktaş.

Önce renklerden feragat edersin. Hayatın siyah olur, beyaz olur.

Sonra yıllarca gelmeyen başarıları bilemezsin, başkalarında görürsün. Çocuk yaşta arkadaşların sevinirken sen en fazla "tebessüm" edersin. Büyürsün; tüm memleket üstüne gelirken sen "göğüs gerersin" bunlara.

3 Büyük sınıflandırılmasının 3. olanı(!) olarak gösterilirsin her yerde. Bu yüzden bunun adı AŞK'tır ya! Onlara göre büyüklükten de feragat etmişsindir.

Beşiktaşlı olmak biraz da hayatından vermektir, gündelik hayattan feragat edersin. Normal takım taraftarları takımlarını günde 1 kere düşünürken, sen 11 kere düşünürsün.

Sonra Beşiktaşlılık biraz da acı çekmektir.

"Sahada, tribünde, sınıfta, mahallede, masada, barikatta acı çekmektir Beşiktaşlılık." diyordu Erdoğan Aktaş bir yazısında. Doğrudur... Belki de acılarla büyüyordu Aşk. Aktaş yazınısı şöyle bitiriyordu:
O acı ile yoğrulmak, sonra aydınlık güneşli güzel günlere ulaşmaktır Beşiktaşlılık.
Güzel günler göreceğiz… Aydınlık güneşli günler.
Biraz acı çekmek, daha çok, inanmaktır Beşiktaşlılık.
Bu yüzden, umudun adı Beşiktaş bizim için. Bu yüzden bize yakışıyor tribünden "Güzel günler göreceğiz; Güneşli günler!" diye bağırmak. Çünkü karanlık da biziz, aydınlık da bizim olacak! O yüzden gündoğduğunda stadlardayız, o yüzden bayraklara dolandık!

Siyah Beyaz Bir Aşk...





O her zaman farklıydı kimi için. "ilk görüşte aşk diye bir şey yok abicim" diyenlere kapak olacak bir şey o. Kimisi ilk onu görür aşık olur, kimisi görüp de sonradan aşık olur. Şimdi anlatacağım ise onu ilk görüşte seven birinin hikayesi, "kartal"lara dair.

Doğduğu semt bir kere çizmişti kaderini. Daha bebekken duymuştu adını ve anlamıştı kutsallığını. Ihlamurdere caddesini bilenler bilir beşiktaş'ta. Hani şu sıralar evlendirme dairesi'nin ikamet ettiği hareketli cadde. Oralarda büyümüştü o da. Ağaç yaşken eğilir derler ya. İşte o misal olmuştu onun için. Daha ufacıkken belliydi, ancak eğilmiyordu; dikleşiyordu. Ömrü boyunca apayrı bir duygu tadacaktı siyahıyla beyazıyla.
6 ya da 7 yaşındaydı henüz. Apayrı bir heyecanı vardı artık. Doğduğu günden beri adını, hikayelerini duyduğu o şeyle tanışacaktı. Futboldan anlamazdı haliyle. Ama yine de heves etmişti. Çocuk daha işte, n'apsın? Götürdüler onu stadyuma, ve işte orada tanıştı "ilk görüşte aşk" ne demekmiş, orada yaşamaya başladı hayatı "siyah ve beyaz", orada ilk bağırmaya başladı; "BEŞİKTAŞ!"...

Artık hayat çok daha farklı olacaktı. hikayeler daha güzeldi artık onun için. O siyah-beyaz çubuklu formayı görmüştü ya dünya gözüyle, işte geri dönüşü yoktu artık. İlerleyen yıllarda kupa falan da göremedi hiç. Ama olsundu, o mutluydu.

Artık 10-11 yaşlarındaydı. akrabalarındaki Beşiktaşlı büyükleri anlatırdı geçmiş yılların beşiktaş'ını. Metin'i, Ali'yi, Feyyaz'ı dinleyerek büyüdü. Avrupalı çocuklar için Güliverin Serüvenleri, Ezop Masalları'nın türlü kahramanları ne ise; onun için oydu Metin, Ali, Feyyaz. Hele bir "Baba Hakkı" vardı ki...

Onun için hayatla geç kalmış olmanın verdiği hüzündü. "keşke o zamanları yaşasaydım" diye hayıflandı çocuk.

Yıllar geçiyordu tabii. artık "gri" yoktu hayatında. Siyah ile beyaz ın zıtlıklarıyla yaşıyordu. Gün geliyor Leeds'den altı gol yiyip siyah oluyor, gün geliyor Barça ya üç atıp beyaz oluyordu; ama asla siyah'tan beyaz'dan vazgeçmiyordu. O yaşlarda erkek çocukları arasında futbol muhabbeti belliydi. "off oğlum nasıl koyduk, hehehe"yi geçmez tabii, o susmaktan başka bi şey diyemezdi. çünkü onun ölümüne sevdiği şey onu o kadar mutlu edemiyordu. "Olsun lan" derdi hep, içindeki aşk bambaşkaydı. Anlatamazdı o aşkı kimseye. Zaten sadece "siyah beyaz"lar anlardı onu.
İşte o gün bugündür arkasında durdu hep renklerinin. Semtinden koptu falan ama içindeki o şey -bazen aşk demek yetersiz kalıyor ya!- bitmek bi' yana, azalmadı bile. Kendinden emindi ki bu bambaşka bir "aşk"tı. Kupayla, milyonlarca Euro'luk transferlerle övünelecek bir yanı yoktu. Nafile, siyah-beyaz olmayan anlayamaz bu aşkı. Boşuna yormasın kimse kendini. Demişler ya "Mecnun Beşiktaş ı Bilseydi, Leyla ya aşık olmazdı!" diye, belki anlarsınız "siyah beyaz"ın halinden. Mecnunmuş, Keremmiş ve hatta Eros muş; alayı b.k yemiş. Gelsinler semtimizde görsünler aşk nedir!